Beş yüzyıl önce bir kedi, el yazmacısının üzerinde saatlerdir çalıştığı sayfanın üzerine bastı. Mürekkebi henüz kurumamıştı. Küçük patiler ıslak yazının üzerinde yürüdü, harfleri bulanıklaştırdı ve sayfaya silik ama belirgin izler bıraktı.
El yazmacısı sayfayı çöpe atmadı, yazmaya devam etti. O pati izleri de el yazmasının bir parçası olarak kaldı.
Aradan 500 yıldan fazla zaman geçti. Minik pati izleri hala sayfada duruyor.
PATİLER PARŞÖMENÜN ÜZERİNDE
Söz konusu el yazması, ABD'nin Baltimore kentindeki Walters Sanat Müzesi'nde düzenlenen "Paws on Parchment" (Parşömen Üzerinde Patiler) sergisinde yeniden gün yüzüne çıktı.
Sergi, Ortaçağ Avrupası, Asya ve İslam dünyasından el yazmalarında ve sanat eserlerinde kedilerin izini sürüyordu.
Çünkü bu tür izler tek bir sayfaya özgü bir tesadüf değil. Kediler, Ortaçağ'da yazı atölyelerinde sıradan bir varlıktı.
FARELERİN DÜŞMANI, KİTAPLARIN KORUYUCUSU
Ortaçağ'da bir kitap aylarca süren emeğin ve pahalı malzemelerin ürünüydü. Fareler ise parşömeni ve ciltleri kemirdikleirnden ciddi bir tehdit oluşturuyordu.
Kediler tam da bu yüzden atölyelerde ve evlerde tutuluyordu: fare ve sıçan avlayarak hem yiyecekleri hem kumaşları hem de kitapları koruyorlardı.
Bu yakın ilişki, kedilerin dönemin çizimlerine de sıkça yansımasına yol açtı. Kimi resimlerde fare kovalayan oyuncu kediler, kimilerinde ise ev yaşamını, uyanıklığı ya da bağımsızlığı simgeleyen figürler olarak karşımıza çıkıyorlar.
BİR KAZA, BEŞ YÜZYILLIK BİR HİKAYE
El yazmalarının üretildiği bu mekanlar sessiz sedasız yerler değildi. İçinde hayatın aktığı, kedilerin dolaştığı, böceklerin uğradığı çalışma alanlarıydı.
Bugün dijital bir dosya tek bir tıklamayla silinebilirken, 500 yıl önce bir kedinin ıslak mürekkebe basan patilerinin hala okunabilir olması dikkat çekici bir ayrıntı. Tarihin büyük olaylar ve özenle korunan belgeler kadar küçük, sıradan anlarda da iz bıraktığını hatırlatıyor.
Bir kedinin masada yanlış zamanda yürümesi, rutin bir kopyalama işini yüzyıllar sonra hala ilgi çeken bir belgeye dönüştürdü.