Yeni araştırmalar, içindeki kadının soylu olmadığını ve radyokarbon tarihlemesindeki yüz yıllık sapmanın beslenme düzeninden kaynaklanmış olabileceğini ortaya koyuyor.
SOYLU BİR PRENSES DEĞİLMİŞ
Bagicz köyü yakınlarında kıyı erozyonuyla açığa çıkan sanduka, döneminde soylu olduğu izlenimi bırakmıştı, tabutun içindeki kadın bedeni Bagicz Prensesi olarak adlandırılmıştı.
İçindeki genç kadın bronz fibula, kehribar boncuklu kolye, broş ve bronz bileziklerle birlikte gömülmüştü. Ayakucunda tahta bir tabure, altında is sığır postu gibi soylulara yakışır eşyalar bulunuyordu.
Ancak yakın tarihli çalışmalar prenses hakkında bildiğimiz her şeyi değiştirdi. Bagicz Prensesi'nin defnediliş biçiminin Polonya'daki diğer antik Roma Demir Çağı mezarlarıyla büyük benzerlik taşıdığı görüldü.
Kadının yalnız gömülmüş gibi görünmesinin nedeni de kıyı erozyonunun çevre mezarları zamanla sürükleyip dağıtması olarak belirlendi.
NE KADAR ESKİ OLDUĞUNU 100 YIL YANLIŞ HESAPLAMIŞLAR
Bagicz Prensesi'nin mezarındaki eşyalar milattan sonra 2. yüzyılın ilk yarısına işaret ederken kadının dişinden alınan radyokarbon ölçümü tam yüz yıl daha geriye gidiyordu.
Arkeolog Marta Chmiel-Chrzanowska bu farkın yanıtını sandukanın ahşabında aradı.
Ağaç halkası analizine uygun olmayan sanduka, yeni yöntemlerle test edildi.
SANDUKA MİLATTAN SONRA 112-128 ARASINDA YAPILMIŞ
Sandukanın genç doku katmanları dahil alınan kesit üzerinde yapılan analiz, ağacın milattan sonra 112 ile 128 yılları arasında kesildiğini ortaya koydu. Mezar eşyalarının tarihlenmesiyle örtüşen bu sonuç, sandukanın zaman çelişkisini sonlandırdı.
Prensesim dişinin radyokarbon testinde neden yüz yıl daha eski göründüğü sorusu ise hala tam yanıt bulabilmiş değil.
Diş ve mine analizleri kadının yoğun hayvansal protein tükettiğini gösteriyor.
Bu proteinin bir bölümü balıktan geldiyse denizel karbon, radyokarbon ölçümünü bozarak yaşı olduğundan yüksek göstermiş olabilir.
Bir diğer olasılık ise kadının yerel olmayan besinler tüketmiş olması.
BAGİCZ PRENSESİ BAGİCZLİ DE DEĞİLMİŞ
Chmiel-Chrzanowska, bulguların yalnızca bu mezarla sınırlı kalmadığını belirtiyor:
"Bu sonuç özellikle su sertliğinin yüksek olduğu bölgelerde radyokarbon analizlerinin daha doğru yorumlanmasına katkı sağlayacak.
Stronsiyum analizleri kadının bu bölgenin yerlisi olmayabileceğine işaret ediyor; bu da Roma Demir Çağı'nda insan hareketliliği ve kültürel etkileşimler açısından yeni sorular doğuruyor."
Sandukanın bu ölçüde korunabilmesi ayrıca dikkat çekici. kıyı sularının zamanla yükselmesiyle oluşan oksijensiz ortamın, organik materyalin çürümesini engellediği düşünülüyor.
Wielbark kültürüne ait pek çok mezar toprakta yalnızca koyu lekeler bırakırken bu sanduka, bulunuşunun üzerinden 127 yıl geçtikten sonra hâlâ araştırmacılara yeni sorular sordurtuyor.