Volkan Konak'ın ailesiyle ilgili çok ilginç sırlar ortaya çıktı: Çarpıcı Sabancı detayı

Volkan Konak'ın ailesiyle ilgili çok ilginç sırlar ortaya çıktı: Çarpıcı Sabancı detayı
Gazeteci Abdurrahman Yıldırım'ın, gençliğinden beri tanıdığı, geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Volkan Konak'la ilgili kaleme aldığı yazı dikkat çekti.

Vefatıyla büyük üzüntü yaratan ünlü sanatçı Volkan Konak'la ilgili hiç bilinmeyen detayları ekonomi yazılarıyla tanınan Abdurrahman Yıldırım kaleme aldı.

Yıldırım, 1980'li yıllardan tanıdığı Konak'ın ailesiyle ilgili çok enteresan sırları da anlattı.

İşte Abdurrahman Yıldırım'ın Habertürk'teki yazısından öne çıkan bölümler:

- 1980’li yılların ortası gibiydi. Emirgan’da çok iyi bir horon ekibinin yetişmekte olduğunu söylediler. Bir akşam çalışmalarını görmeye gittim.

*Sabancı Ortaokulu olarak aklımda kaldı. Salona girdiğimde kemençe eşliğinde horon kurulmuş, halkanın ortasında ince zayıf bir genç türkü söylüyor.

*Bir kişi de kafasını duvar vurarak ritme uyuyor, birkaç kafa atıştan sonra yumruğuyla devam ediyor adeta derdini ortaya döküyor veya acısını çıkarıyordu.

*Horon halkasındakiler okulun öğrencileri, türkü söyleyen genç Volkan Konak, kendini kaydeye kaptırmış kafayı duvara vuran ünlü folklor hocası Akçaabatlı Cavit Şentürk. Cavit Hoca aynı zamanda uzun yıllar İTÜ Konservatuarı Halk Oyunları Bölüm Başkanlığı yaptı ve hayatını folklora adamış biri.

*Kemençeyi çalan Dr.Ersin Baykal da İTÜ Konservatuvar öğretim üyesiydi.

- Horona ara verildiğinde tanışıyorum her üç isimle de. Öğreniyorum ki Okulun Müdürü aynı zamanda Yomra Ortaokulu’ndan matematik öğretmenim Uğur Açıkgöz. Bayburtlu sert görünümü ve disiplinli tutumuyla öğrencilerin çekindiği bir hocaydı.

*Benim de kendisinden bir cetvel yemişliğim var. “Çinaraltı’nda oturuyordur” dediler. Emirgan’da sahile doğru indim, aradan 15 yıl kadar geçmesine rağmen çok net hatırladı.

*Sonra da Akçaabat folklor ekibi oluşturmasının amacını anlattı: “Çok iddialı bir Karadeniz ekibi oluşturduk. Hedef dünya birinciliğini kazanmak.

Sonra o başarıyla Sakıp Sabancı’nın karşısına çıkıp okul binasının kapsamlı bir onarımını yaptırmak istiyorum. Tarihi bir binadayız.

*Bunun için birkaç yıl başka bir binaya geçmemiz bile gerekebilir. Ya da bize yeni bir bina yapılmasını isteyeceğim.”

- Sonra dünya birinciliği geldi ve okul onarıldı, hatta Anadolu lisesine dönüştürülerek Özdemir Sabancı Emirgan Lisesi oldu.

*Uğur Hoca da 2010 yılına kadar orada müdürlük yaptı. En yüksek puanlı öğretmenlerden biri olarak 2010 yılı atamalarında Kabataş Erkek Lisesi Müdürlüğüne atandı.

- Konservatuarın da olduğu İTÜ Maçka Taşkışla binasında arada bir konserler veren Volkan Konak, Karadeniz müziğine gitarı ve diğer bazı enstrümanları katarak, bölge dışı türküler ide okuyarak yeni bir yol açtı kendine.

*Anlatı ve şiirlerle sahnesini zenginleştirdi. Ben ve o dönem kendisini dinlemeye gelenlerin çoğu, sadece türkü ve daha fazla yöresel okumasını istedik. Ancak bunu başaramadık. O bizi her zaman dinledi ama kendi tarzını oluşturmaya devam etti, sonuçta da ortaya başarı çıktı.

BELEDİYE OTOBÜSÜNDEKİ BELEDİYE BAŞKANI

- Maçka ve Ziganalar benim yaylamın yolu anı zamanda. Sık sık gittiğim bir komşu ilçe. Bir keresinde belediye otobüsüyle Maçka’dan Trabzon’a dönüyorum.

Yaşlı bir beyefendi var, karizmatik, düzgün konuşan akil biri ve yolculardan itibar da görüyor. Sorunca öğreniyorum ki Maçka Belediye Başkanı imiş. Kendi özel arabasını İstanbul’dan gelen misafirlerine tahsis etmiş.

Makam arabasını da özel işlerinde kullanmıyormuş, onun için de belediye otobüsüne binmiş.

- Bunu anlattığımda Volkan “O benim dedem. Annemin babası” dedi. Sonra da dedesinin eşini ne kadar sevdiğini anlattı.

“Sabah evden çıkar. Ama her gün öğlen işyerinden anne annemi arar. Hatırını sorar, yemeğini yedin mi, ilacını aldın mı der” dedi. Yine öğreniyorum ki, Neşat Karahasanoğlu Milli Eğitim İlçe Müdürü olarak emekli olmuş ve İsmet İnönü ile iyi tanışıyor ve anlaşıyorlar, ailece gelip gidiyorlar.

*1980’lere kadar Maçka solculuğundan dolayı bölgede küçük Moskova diye anılıyor. Neşat Bey de CHP’den 1963-1989 arasında aralıklarla 4 dönem Maçka Belediye Başkanı seçilmiş.

- Birkaç yıl sonra Neşat Karahasanoğlu’nu İstanbul’da düzenlenen Karadeniz Yayla Şenliklerinde rastladım. Yüzünden düşen bin parça, adeta ciğerlerini sökmüşlerdi. Sorunca anlattı: Eşim böbreklerinden rahatsızlandı.

*Trabzon’daki bütün tedavi imkanlarını kullandık. İstanbul’a doktora götüreceğim. Yolculuk sırasında aman sallanmasın diye düşünüyorum. Karayolunu devre dışı bıraktım. Havayolu mu denizyolu mu diye epeyce sorguladım.

*Hava yolları sallanmama garantisi vermedi. Hava durumu iyi görünüyordu, deniz yoluna mecbur kaldım. Ancak deniz öyle salladı ki, iki gün boyunca kadın büyük azap çekti.

*Ben şimdi bu deniz yollarına (O zamanki adıyla Türkiye Denizyolları bir kamu kuruluşu, İstanbul-Trabzon feribot hattı düzenli çalışıyor) ne yapayım, mahkemeye vereceğim ama nereden tutturacağımı bilmiyorum.”

- Volkan’ın dedesi böyle birisiydi. Babası ise hafız, Arapça ve Fransızca biliyor. Doğduğu ve büyüdüğü Maçka o dönemin adeta kültür vadisi.

*Eyüboğlu sülalesinden siyasetçi, yazar, şair ve ressamlar, tanınmış eğitimciler, yöresel sanatçıların var olduğu bir ortamda yetişti. Volkan Konak’ın elinden tutan ise oraya sürgün edilen öğretmeni. Alıp İstanbul’a ve Konservatuara sokuyor. Gerisi de geliyor.

- Kendi deyişi ile Volkan’la bir arada yetiştik, gençliğimizi paylaştık. O sanatçı ben gazeteci, ekmeğimizin peşindeydik.

*Bana “evlen artık, senin düğününü ben yapacağım” derdi. 1991’in şubat ayında öyle de yaptı. Hemşinli Arzu ile Ankara gemisindeki düğünümüz tam bir yerel çizgide geçti. Volkan sahnede, en iyi horoncular sahnede, bütün Karadeniz enstrümanları eşliğinde bir düğün yaptık.

*Cumhuriyet’te Yazı İşleri Müdürümüz Okay Gönensin “Hayatımda gördüğüm en vahşi düğündü” deyince Karadenizli olmayan davetlilere acaba eziyet mi yaptık diye düşündüm.

*Şimdi dönüp geriye baktığımda ve düğünlerde sahneye çıkmama kararını öğrendiğimde Volkan’ın “bana bir ayrıcalık yaptığını” anlıyorum.

“EY GİDİ CERRAHPAŞA GEÇMEM KAPINDAN GEÇMEM”

- Cerrahpaşa türküsü hem yaşadığı gerçeğin bir yansıması hem de sanatının zirvesiydi bana göre. Aynı zamanda benim de bir gerçeğimdi. 1986 yılındaki Çernobil nükleer kazasından yayılan radyasyon daha çok Doğu Karadeniz kıyılarına vurdu.

*Yağmur olup çayı etkiledi. O yılın ve belki birkaç yılın ürününün imha edilmesi gerekirdi. Ancak hükümet öyle yapmadı. Dönemin Sanayii ve Ticaret Bakanı Cahit Aral basın toplantısında çay içerek “Bakın radyasyon yok” dedi.

*Tabi ki tek bardakla bir şey olmuyor. O zaman da “Alınan radyasyonun etkisini asıl siz 15-20 yıl sonra görürsünüz” deniyordu. Öyle de oldu.

*Volkan bazı yakınlarını kanserden kaybetti. Hastane kurma ve bu konuda istatistik toplama kampanyası gayet haklıydı. Ancak istatistik işi TÜİK’indi, radyasyonlu çayı gizlendiği gibi istatistiği de tutulmadı.

- Benim de yeğenim, erkek kardeşimin 11 yaşındaki kızı 2000 yılında yumuşak doku kanserinden vefat etti. O da Cerrahpaşa’da aylarca tedavi gördü.

*O zaman şahit oldum ki, hastanelerin onkoloji bölümlerinde yatan hastaların yaklaşık dörtte üçü Karadeniz bölgesindendi. Doktorlar hep Çernobil’den diyordu.

- Sanatta, siyasette, hayatta ortaya koyduğu çizgisi, uzun yıllar çalışarak elde ettiği sahne becerisi ve müdavim kitlesi, Türkiye ve Atatürk sevgisi hiç değişmedi.

- Doğup büyüdüğü ortam, tam bir kültür vadisi Maçka’ydı. Elinden tutan ise sürgün gelen öğretmeni ve daha sonra hemşehrileriydi. Volkan o çok sevdiği sahneye hayatını verdi, hayatını da kazandı, sonunda sahnede de hayata veda etti.

*Günümüz enstrümanları ile yorumladığı Karadeniz müziğinde yeni bir pencere açarak, silinemeyecek iz bırakarak ve imzasını atarak gitti bu dünyadan. Rahmeti bol, ailesinin ve sevenlerinin başı sağ olsun.

Kaynak:Habertürk