
Fatih Yaşlı
Fatih Yaşlı ile üç soru üç cevap
"TÜRKİYE ETKİSİ YOK DEMEK AKILLA ALAY ETMEK"
SORU: Suriye’deki yeni gelişmelerde Erdoğan rejiminin doğrudan bir etkisi var mı yoksa içeride böyle bir propaganda rüzgarı mı estiriliyor?
Suriye’deki yeni gelişmelerde, yani kökleri Suriye El Kaide’sine uzanan Heyet Tahrir Şam’ın öncülüğündeki cihatçı grupların Halep’i yeniden işgal etmesinde ABD ve Türkiye’nin, eski adı Özgür Suriye Ordusu, yeni adı ise Suriye Milli Ordusu olan yapılanmanın Fırat’ın batısında SDG/YPG’nin kontrolünde olan bölgelere yönelik saldırılarında ise Türkiye’nin etkisinin olmadığını söylemek insan aklıyla alay etmek anlamına geliyor. Çünkü her iki ülkenin üst düzey yetkilileri de yaşananlarla bir alakalarının olmadığını söyleyip sorumluluğu Suriye devletine atmaya çalışsalar da elimizdeki bütün veriler, açık bir dış müdahaleye işaret ediyor.
İsrail’in Gazze’den sonra Lübnan’da da Hizbullah’a karşı bir cephe açtığını, ancak geçen hafta hedeflerinin hemen hiçbirine ulaşamadan ve ABD’nin de bastırmasıyla bir ateşkese razı olduğunu biliyoruz. Ateşkesin imzalanmasının hemen ardından ise Netanyahu Esad’ı uyararak yaşanacakların işaretini vermişti. Cihatçı gruplar da adeta bir ateşkesin imzalanmasını bekliyormuşçasına harekete geçtiler ve son derece koordineli bir şekilde ama muhtemelen kendilerinin de beklemedikleri bir hızla Halep’i ele geçirip Hama’ya doğru ilerlemeye başladılar. O esnada SMO da SDG/YPG’nin kontrolündeki Tel Rifat’ı ele geçirdi.
"OPERASYON İZNİ ÇIKMIŞ GİBİ GÖRÜNÜYOR"
Aslında Hizbullah’ın birçok üyesinin ülkelerini savunmak için Kuzey Suriye’yi terk etmeleri ve çatışmalarda son derece büyük kayıplar vermeleri, ABD’nin Suriye’ye yönelik yaptırımlarından kaynaklı olarak yaşadığı ciddi ekonomik kriz, Rusya’nın Ukrayna savaşına ve Trump’ın yeniden seçilmesine konsantre olması gibi faktörler cihatçıların Halep’e yönelik yeni bir saldırı yapabileceğinin işaretlerini veriyordu; ancak ABD’nin ve Türkiye’nin bu saldırılar için doğru zamanı beklediği ve cihatçıları durdurduğu ileri sürülüyordu. Ancak Lübnan savaşının evrildiği yerle ve ateşkesle birlikte cihatçı gruplara belki ABD-Türkiye koordinasyonuyla belki de ayrı ayrı aldıkları inisiyatiflerle operasyon için izin verilmiş gibi görünüyor.
Hatta iznin de ötesinde cihatçıların kullandıkları silahlara, İHA’lara bakarak ve bunları kullanmaları için hem Doğu Avrupa’dan hem Ukrayna’dan eğitmenlerin geldiğini göz önüne alırsak, bir de SMO’nun yeni-Osmanlıcı AKP iktidarının vekil gücü gibi hareket ettiğini buna eklersek, yaşananların ABD ve Türkiye’nin izni ve desteği olmaksızın yaşanma ihtimali son derece düşük görünüyor.
BAHÇELİ'NİN ÇAĞRISIYLA SURİYE'DE YAŞANANLAR ÖRTÜŞÜYOR MU?
SORU: Bahçeli’nin, Kürt sorunu konusunda yakın zamanda yaptığı sürpriz çıkışlarla Suriye’de yaşanan gelişmeler örtüşüyor mu? İktidarın yeni açılım planıyla uyumlu mu yoksa aksine bunu sekteye uğratacak gelişmeler mi?
İsrail’in önce Gazze’ye, sonra Lübnan’a yönelik saldırılarının ardından sıranın Suriye’ye geleceği, Suriye’nin bölünmesi ya da bir rejim değişikliğiyle beraber bu sefer de İran’ın hedef alınacağı konuşulmaya başlanmıştı. Yani ABD ve İsrail’in hedefi İran-Irak-Suriye-Lübnan-Filistin-Yemen boyunca uzanan direniş eksenini zayıflatmak ve yapabiliyorsa ortadan kaldırmaktı. Bu hedefin bölgedeki en kalabalık nüfusa sahip olan ve dört farklı ülkede, Türkiye, Suriye, Irak ve İran’da yaşayan Kürtleri denkleme dahil etmeme ihtimali elbette ki yok. ABD ve İsrail, bu ülkelerdeki Kürt siyasal güçlerini kendileri açısından bir müttefiklik ve koruyuculuk rolü için aday görüyor olabilirler, dahası federatif ya da bağımsız bir Kürdistan ABD-İsrail çıkarları için artık bir tür zaruret olarak görülmeye başlanmış da olabilir.
"ASIL MESAJ İÇERİYE DÖNÜK AMA..."
Bahçeli’nin sözlerinin bence asıl mesajı içeriye yönelik ve Erdoğan’ın ömrü vefa edene kadar o koltukta oturması arayışı üzerine kuruluydu; ancak Türkiye’de iç politika ve dış politika öylesine iç içe geçmiş durumda ki tıpkı içeride olduğu gibi dışarıda atılan ve atılacak olan her adım da aslında rejimin bekasıyla ilgili. Yani içeride Kürt siyasetinden bir erken seçim ya da anayasa değişikliği için destek istemekle, dışarıda ABD ve İsrail eksenine yanaşarak İran’a karşı Kürtlerle birtakım emperyal operasyonlara kalkışmak birbirinden ayrı ayrı değerlendirilebilecek şeyler değil.
Dolayısıyla kuşkusuz ki iktidarın yeni “açılım süreci”yle Suriye’de yaşananlar arasında bir bağlantı var. Ancak Türkiye’nin Suriye’de attığı adımlar şu an için Türkiye ile Kürtlerin emperyal bir vizyonda ve İslam çatısı altında buluşmasından ziyade, Suriye’deki Kürt yönetimini sıkıştırma hedefli bir karakter taşıyor ve iki tarafı karşı karşıya getiriyor. Çünkü Türkiye destekli iki büyük grup, yani hem HTŞ hem SMO, Fırat’ın batısında doğrudan YPG ile karşı karşıya gelmiş durumdalar ve Suriye Kürtleri yaşananları Rojava için bir tehdit olarak görüyor. Böylesi bir konjonktürde Bahçeli’nin umduğu ve beklediği üzere Öcalan’ın PKK’ya silah bırakma çağrısı yapması da velev ki yapsın örgütün bunu kabul etme ihtimali de neredeyse sıfıra yakın görünüyor. Ancak “ABD’nin iki tarafa da yapacağı basınç ve karşılıklı verilecek tavizler orta vadede kırılgan ve gerilimli de olsa Amerikancı perspektifli bir müttefikliği tesis eder mi” sorusunun da aklımızın bir köşesinde durması gerekiyor.
GERÇEK TABLO NE?
SORU: Gelişmeler bölgede güç dengeleri bakımından nasıl bir değişime tekabül diyor? Durum daha önce IŞİD’in yaptığı türden bir saldırı dalgası mı bugün amaç, hedef hatta çatışan güçler bakımından bambaşka bir tabloyla mı karşı karşıyayız?
Şunu çok net olarak söylemek gerekiyor: Rusya ve Direniş Ekseni’nin vereceği yanıta kadar güç dengeleri çok net bir şekilde ABD/Batı, İsrail ve Türkiye lehine değişti. Halep’in alınmasıyla özellikle İran ve Suriye üzerinden Hizbullah’a yapılan ikmal hatları büyük darbe yemiş oldu ki zaten temel amaçlardan biri de buydu. Benzer şekilde ABD ve İsrail Rojava bölgesinin hamiliğini ve koruyuculuğunu üstlenmede daha da el yükseltmiş oldular. Türkiye ise HTŞ ve SMO aracılığıyla Suriye’de fiilen elinde tuttuğu toprağın yüzölçümünü hayli arttırmış oldu. Böylece Türkiye’nin Suriye’deki varlığı daha da güçlendi ve aylardır Esad’a yapılan masaya oturma çağrılarında üstünlük şu an için Türkiye tarafına geçti, pazarlık masasında Türkiye’nin elindeki kozlar arttı. Suriye’yi Ortadoğu’ya açılan kapısı olarak gören Rusya da ciddi bir darbe aldı; çünkü Halep Rusya’nın Suriye’de sahaya inmesi ile kurtarılmıştı ve şimdi Halep bir kez daha kaybedildi.
"RUSYA'NIN İDDİASI SORGULANIR"
Böylece Rusya’nın Ortadoğu’ya dair iddiaları da sorgulanır hale geldi. Bu hiç şüphesiz Trump’ın iş başına gelişi sonrası başlaması beklenen Ukrayna müzakerelerine de yansıyacak ve Rusya’nın elini zayıflatacaktır. İran da tıpkı Rusya gibi ağır bir darbe yedi; çünkü hem Direniş Ekseni coğrafyasındaki en stratejik yerlerden biri düştü hem de İran’ın Suriye’deki askeri varlığı bundan ciddi bir yara aldı. Dolayısıyla şimdi karşı hamle yapma sırası Rusya, İran, Suriye ve bir bütün olarak Direniş Ekseni’nde. Bu hamlenin yöneleceği asıl yer ise Halep değil, Halep’in işgalinin lojistik, askeri, politik merkez üssü niteliğindeki İdlib olabilir.