Suriye'de olanı biteni anlama kılavuzu: 3

Suriye’de Heyet Tahrir eş-Şam (Şam Kurtuluş Heyeti) ismiyle müsemma, muradına erdi. 8 Aralık’ta Şam’ı Beşar Esad yönetiminden “kurtardı”. Suriye tarihinde açılan yeni sayfanın ilk 11 günü geride kaldı. Bu yazıda Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelere odaklanacağım. Yine olgulara dayanarak, yine gazeteci gözüyle ve yine soru cevap şeklinde…

Türkiye Kobani’ye harekât düzenleyecek mi?

Bu sorunun cevabını büyük ölçüde Ankara ile Washington arasındaki pazarlıklar belirleyecek. Ancak iktidarın bugüne kadar deklare ettiği hedefler göz önüne alındığında, 8 Aralık sonrası Ankara’nın bu hedeflere uygun adımlar atmak ve bu bağlamda Kobani’de (Arapçasıyla Ayn ül-Arap) kontrol sağlamak için bir fırsat penceresi yakaladığı görülüyor. Arkasına aldığı rüzgar masadaki elini güçlendiriyor.

Türkiye 2016’da Fırat Kalkanı ve 2018’de Zeytin Dalı adlı sınır ötesi harekatları ile Fırat nehrinin batısında, 9 Ekim 2019’da ise Barış Pınarı Harekâtı ile nehrin doğusunda alan hakimiyetini sağladı. Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu (SMO) da peşi sıra bu alanlara yerleşti.

ekran-alintisi-001.png

Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) Halep’ten sonra ülkenin güneyinde M-5 otoyolu üzerindeki Hama ve Humus’u alarak Şam’a ilerlerken, SMO Fırat’ın batısında YPG kontrolündeki iki cepçiği, Tel Rıfat ve Menbiç’i almak üzere harekete geçti. HTŞ’nin ilerleyişi sırasında Esad yönetiminin ordusunun fazla direniş göstermemesi gibi, YPG de büyük çatışmalara girmeden nehrin batısından doğusuna geri çekildi.

Aşağıdaki haritaya bakarsanız, Ankara’nın yıllardır Suriye’nin içinde, ülkeyi batıdan doğuya kesen M-4 karayolu boyunca oluşturmak istediğini söylediği “güvenli bölge”nin neredeyse üçte ikisini tamamlaması önünde tek engelin Kobani olduğunu göreceksiniz.

ekran-alintisi.png

Kobani’de bugüne kadar ki görece sükûnet 22 Ekim 2019’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında imzalanan Soçi mutabakatıyla sağlandı. Türkiye güvenlik gerekçesiyle Barış Pınarı Harekatı’nı genişletmek isterken, Moskova “endişenizi biz giderilim” dedi. Soçi Mutabakatı’nın 5. maddesi, YPG’nin silahları ile birlikte Türkiye-Suriye sınırından 30 km geriye çekilmesini, Suriye ordusunun da mevcut bulunduğu bu bölgede denetimin Türk-Rus ortak devriyesiyle sağlanmasını öngörüyordu.

Tıpkı ABD gibi ne YPG’yi ne PKK’yı terör örgütü sayan Rusya, 8 Aralık itibariyle devreden çıkmış bulunuyor. Türkiye’ye Kobani’ye girmek için alan açan bu durum, aynı zamanda Türkiye’nin ABD’nin Suriye’den çıkması konusunda işbirliği yapabileceği en önemli aktörü kaybetmesi anlamına geliyor.

ABD Suriye’den çıkar mı?

Bu sorunun yanıtı kısmen yukarıda gizli. Hatırlayalım, ABD Suriye'de asker bulundurma ve YPG’nin omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile işbirliği gerekçesini “IŞİD ile mücadele” olarak açıklıyor. Suriye’nin doğusundaki 900 kişilik askeri varlığını “müttefik” olarak nitelediği SDG ile tahkim ediyor. ABD-SDG ilişkisi bugüne kadar Türkiye-SMO ilişkisine benzer şekilde işledi. Vekiller alanı tuttu, velilerinin desteğiyle yönetimler oluşturuldu, Suriye’nin kuzeyinde iki ayrı özerk yapı oluştu.

HTŞ’nin Suriye’sine bu yapılar nasıl entegre edilecek, edilecek mi? başlı başına bir yazı konusu. Bu yazıda şu kadarını not düşmekle yetinelim: HTŞ lideri Golani ya da sivil hayatta kullandığı ismi ile Ahmed el Şara bir mülakatında âdem-i merkeziyetçilikten söz etmişti. MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın ziyaretinden sonra bu sözünü tekrar etmedi.

Dönelim ABD’ye, ABD Suriye’den çekilir mi sorusunun yanıtına. Kanımca ABD’nin SDG’ye desteğini ve/veya askerlerini Suriye’den çekmesi için henüz koşullar olgunlaşmadı. İki yıl sonrası için sözleşmiş dahi olsalar ABD’nin Irak’tan çekilmesi bile “İran tehdidi” giderilmeden zor.

ABD SDG’ye Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olabilmek için muhtaç. Ve ABD, “Suriye’nin geleceği” ve “İran tehdidi” bağlamında atacağı her adımda, Ortadoğu’daki çıkarlarının yediemini İsrail’in bekasını -hem de İsrail’in dayattığı şekilde- gözetmek zorunda. İsrail 7 Ekim’i fırsat bildi, bölgeyi kendine göre şekillendirmek için atağa kalkıp finişe de yaklaştı ama henüz koşu bitmedi.

Biden yönetimi, emaneti Trump’a teslim edene kadar Türkiye’nin Kobani’ye girmesini önleyecek formül arayışında. Boşuna değil, ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken Şam düşer düşmez Ankara’ya geldi. Blinken SMO’nun Minbiç’ten doğuya doğru tazyikini, önce dört günlük, akabinde hafta sonuna kadar uzatılan ateşkes anlaşmasıyla ertelemeyi başarmış görünüyor. Kaldı mı Beyaz Saray’daki devir-teslime kadar dört hafta daha.

Salı akşamı (17 Aralık) da SDG komutanı Mazlum Abdi’den Kobani de silahlardan arındırılmış bölge kurulması teklifi geldi. Abdi bu girişimin amacını, "Türkiye'nin güvenlik kaygılarını gidermek ve bölgede kalıcı istikrarı sağlamak” diye açıkladı. Rusya’dan boşalan devriyeye kim çıkacak söylemedi.

Bu arada Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’den öğrendik ki, Ankara Amerikalı muhataplarına IŞİD’le mücadele için SDG’ye alternatif üç komando tugayı önermiş. Güler, YPG’nin gardiyanlık yaptığı ve “Türkiye saldırırsa koruyamayız, kaçarlar” dediği IŞİD militanları ve ailelerinin kaldığı El Hol kampının kontrolünü de Türkiye’nin üstlenmesini teklif ettiklerini, ancak ABD’nin kabul etmediğini söyledi. Nitekim en son Pentagon sözcüsü General Pat Ryder Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığı sözcülerinin izinden gitti, SDG'yi önemli bir müttefik olarak gördüklerini altını çize çize söyledi.

Biden ile olmaz, anladık. Peki ya Donald Trump çeker mi askerlerini Suriye’den? Yukarıda İsrail ve İran’a referansla yazdığım “çıkmama” gerekçesi Trump yönetimi için de geçerli. Dolayısıyla en azından kısa vadede çekilme değil, sıkı bir pazarlık sonunda tarafların iç kamuoylarına “kazan-kazan” diye lanse edilebilecekleri bir anlaşma bekliyorum. Gelsin F16’lar, F-35’ler, yıkılsın gitsin S-400’ler, gibi…

Doğrudur, Aralık 2018’de Trump telefon konuşması sırasında Erdoğan’a aniden Suriye’den topyekun çekilme sözü vermiş, Savunma Bakanı James Mattis ile IŞİD'le Mücadele Koalisyonu Özel Temsilcisi Brett McGurk’ün istifasına yol açan bu sözün tutulmasını ise Pentagon engellemişti. Ara formül olarak Washington, Suriye’deki asker sayısı iki binden (2000) dokuz yüze (900) indirdi.

Seçim galibiyetinden sonra bu hafta ilk basın toplantısını düzenleyen müstakbel başkana, işte bu 900 askerin akıbeti de soruldu. Trump’ın muğlak yanıtı, 20 Ocak sonrası Ankara ile Washington arasındaki al-ver öngörümü doğrular nitelikte. Trump’ın yanıtını aynen aktarıyorum:

"Şu anda 900 askerimiz var. Taraflardan biri (Esad yönetimi) ortadan kaldırıldı. Kimse diğer tarafın kim olduğunu bilmiyor ama ben biliyorum. Kim biliyor musunuz? Türkiye. (Suriye’de) olanların arkasında Türkiye var. (Erdoğan) çok zeki bir adam. Bunu binlerce yıldır istiyorlardı, elde eden o oldu. (Şam'a) girenler Türkiye tarafından kontrol ediliyor. Sorun değil. Bu da savaşmanın başka bir yolu. (Suriye'deki) askerlerimizin öldürülmesini istemem ama artık böyle bir şey olacağını sanmıyorum. Çünkü taraflardan birinin (Esad ordusu) gücü kırıldı.”

Medyada genel olarak Trump’ın basın toplantısında sarf ettiği Türkiye ve Erdoğan’a yönelik övgü dolu sözler öne çıkarıldı. Bayram değil seyran değil, denmedi. Çekilmeye dair kısım görmezden gelindi. Trump’ın dediği gibi an itibariyle “Suriye’nin anahtarı Türkiye’nin elinde” ama kilidi açmak için daha çok yolu var.

Suriye’den bahsetmeye devam edeceğim…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Işın Eliçin Arşivi