COP30 da başarısız olacak, çünkü…

Katılanların değerlendirmelerini okudukça Bakü’de düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın da beklenen başarıya ulaşamadığı görülüyor.
Yani, COP29’un akıbeti de önceki toplantılardan farklı olmadı.
Şu anda, küresel açıdan en büyük endişelerin başında 3. Dünya Savaşı’nın çıkması, hatta “dehşet dengesinin” sona erip nükleer başlıklı füzelerin karşılıklı ateşlenmesi geliyor.
Oysa, ne kadar korkunç sonuçlara yol açacak olsa da nihayetinde bu bir savaştır, bir yerde biter, sağ kalanlar da yaşananlardan ders alarak başka bir dünyayı inşa etme hayalleriyle yola koyulur.
İklim krizi ise savaşlara hiç benzemiyor; insanlık türünün toptan yokoluşu anlamına geliyor.
Birçok yerin insanlık için yaşanamaz hale dönüşmesi, kitlesel göçlerin yaratacağı kaos, kıtlık, sefalet, bilinmedik salgın hastalıklar başta olmak üzere pek çok ölümcül sorunla karşı kaşıya kalacağız.

Kimse gidişatın önüne geçemiyor


Bütün bunların yaşanacağı somut verilerle ortaya konmasına rağmen kimse bu gidişatın önüne geçemiyor.
Küresel ısınmayı geri çevirmek mümkün değilse de radikal önlemler alarak durdurmak, hızını yavaşlatarak insanlık türü için zaman kazanmak mümkün olabilir.
Ama bir türlü olmuyor, hiçbir siyasetçi bu gidişatı değiştirmek için bir adım atmıyor.
Nobel ödüllü iktisatçı Jean Tirole’ün bu konuya getirdiği izahat, benim bugüne dek görebildiklerim içinde en açıklayıcı olanı.
Tirole basit bir cümlede bütün bu süreci özetliyor: “İklim değişikliğini önlemenin faydaları uzun bir vadede herkes için görülecekken, bedeli kısa vadeli ve yerel olacak.”
Tirole’e göre, siyasetçilerin bu adımı atamamasının altında yatan temel sebep bir fayda-maliyet analizi.

Hiçbir iktidar kendi siyasi yaşamına mal olacak adımları atamadı


Yapısal reformlar yapmanız, tavizsiz adımlar atmanız, birçok işletmeye maliyetleri yukarı çekecek kurallar getirmeniz gerekiyor.
Bunların hepsini yaptığınızı varsayalım, muhtemelen ülke içindeki ekonomik kriz sizi iktidardan edecektir.
Popülist söylemle kısa vadeli bir hedef koyan ve bu sorunu görmezden gelen partilerin seçimleri kazanması neredeyse kaçınılmaz olacak.
O yüzden de hiçbir iktidar bu konuda kendi siyasi yaşamına malolacak adımları atamadı.
Ayrıca, bütün bu adımların küresel ve eşzamanlı olarak atılması lazım.
Gelin, Tirole’ün söylediğini somut bir duruma indirgeyelim.
Dedeağaç’ta bir fabrika olduğunu farz edelim ve Yunanistan iklim değişikliğini önleme amacıyla bu fabrikaya çeşitli mecburiyetler getirmiş olsun.
O fabrikanın önünde iki yol var; ya yeni kuralların getirdiği bütün maliyetleri üstlenerek rekabet avantajını ve pazar payını kaybedecek ya da başka bir arayışa girecek.
Türkiye, o esnada, fabrikatöre İpsala’da boş bir araziyi fabrika yapması için bilabedel tahsis edeceğini söylese sizce ne olur?
İktisadi açıdan fabrikayı taşımanın maliyetini yeni arazi karşılar.
Herhangi bir ilave bedel ödemeye de gerek kalmayacağı için o fabrikatör fabrikasını İpsala’ya taşımakta bir beis görmeyecektir.
Böylece, hem fabrikatör kazanacak hem de işçiler için istihdam olanağı çıktığı için Türkiye’deki hükümet.


Kaybeden kim olacak?


Kimseye ait olmayan iklim; zira o fabrikanın zehrini Dedeağaç’ta ya da İpsala’da saçmasının hava için bir farkı yok ve tabii bir de kuralları tavizsizce uygulamaya kalkan Yunanistan.
Hem vergi gelirinden oldu hem de istihdam düştü; yönetilmesi gereken bir sorunla başbaşa kaldı.
İşte bu yüzden iklim değişikliğini önleyeci tedbirlerin kısa vadeli ve yerel maliyetini, iktidarlar, uzun vadeli ve küresel bir fayda için karşılayamıyor.
Bu açmazdan nasıl çıkılacağı da ayrı bir sorun.
Küresel eşitsizlik, ülkelerin bu adımları beraber ve aynı kararlılıkla atmasını mümkün kılmıyor.
Uluslarüstü bir kurumun zorlamasıyla bu önleyici kararların uygulamaya geçmesi bir alternatif olarak gözükse de biliyoruz ki böylesi sonsuz güç sahibi kurumlar, oluşturacağı bürokrasiyle birlikte hayatı yaşanmaz kılacaktır.
Şartlar değişmeyeceği için COP30’un akıbetinin de Bakü’deki toplantıdan farklı olacağı kanaatinde değilim.
Tek çözüm yolu, gelişen teknolojinin, maliyetleri çok düşürmesinden geçiyor bence.
Zamanımızın azaldığı ise kesin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Bilgehan Uçak Arşivi