İlker Yıldız

İlker Yıldız

Demokrasinin öldüğü gün

Pazar günü yazılarını genelde cumartesiden yazarım. Bugünkü yazımı iki defa yazıp sildim. Hem öfkeden, hem de uzun uzun yapılan değerlendirmelerin gereği olmadığını düşündüğümden dolayı sildim bu yazıları.

Çünkü analiz edecek, yorumlayacak bir şey yok. Bugün demokrasinin öldüğü gün.

Her şey çok açık. Cumhurbaşkanı Erdoğan en büyük siyasi rakibini tutuklattı. Tüm kılıflar ortadan kalktığında kılçıksız olarak yaşananların açıklaması budur.

Yolsuzlukları hakkında kitap yazılan eski ABB Başkanı Melih Gökçek yıllardır ifadeye bile çağrılmazken, ayakkabı kutularındaki paraların hesabını kimse vermezken, kendi şirketinden devleti zarara uğratarak devlete dezenfektan satanlara teşekkür edilirken, beş tane firmaya dolar cinsinden ihale verenlere yolsuzluk soruşturması açılmazken, Ekrem İmamoğlu yolsuzluk suçlamasından 4 gün içerisinde tutuklandı. Kocakarı dedikodularını andıran gizli tanık ifadeleriyle gerçekleşti bu tutuklama. Ortada delil falan yok.

Türkiye ekonomisi iki günde 20 milyar dolara yakın para, Türk Lirası yüzde 10 değer kaybetti. Olayın siyasi olduğu besbelliydi çünkü. Dünya basını demokrasimizle dalga geçti. Kimse iddialara inanmadı, Ekrem İmamoğlu’nun arkasında tek yürek oldu. Milyonlarca insan sokaklara döküldü.

Ama merak etmeyin Adalet Bakanı yapar bugün bir paylaşım.

“Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir” der. Türkiye o kadar bir hukuk devleti değil ki Adalet Bakanı her seferinde “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir” demek zorunda kalıyor. Ancak hukuk hukuk hukuk diye tekrar edince hukuk devleti olunmuyor.

Türkiye bir hukuk devleti değildir. Hukuk devletinde hukukun üstünlüğü ve herkese eşit, adil davranışı esastır. Türkiye hukukun iktidarın silahı olarak muhaliflere doğrultulduğu bir totaliter rejimdir. Demokrasinin şartı seçimle gelmek olduğu kadar seçimle de gitmektir. Seçimle gitmeyi hazmedemeyen, kabul etmeyen iktidarlar vardır elbette.

Putin Rusya’sı, Esad Suriye’si, Maduro Venezuela’sı, Aliyev Azerbaycan’ı gibi Erdoğan Türkiye’si yaratılıyor.

İktidarın iktidarda kalma planı uzun süredir kabaca şu şekilde:

Göstermelik seçimler olsun, sonucunda her ne olursa olsun biz kanalım.

Bize karşı aday olan kişi çok güçlüyse önce onu içeri alalım, sonra hakkında suç uyduralım. Sonra sürece itiraz edene de “Türkiye bir hukuk devletidir. Hukuka saygılı olun” diyelim.

Halkın anayasal hakkı olan sokağa çıkma, protesto yapma hakkını halkın huzurunu kaçıran, terörize eden eylemler olarak görelim.

Anayasaya aykırı şekilde televizyonların canlı yayınlarını durduralım ki kimse daha fazla örgütlenemesin, bir de kalabalıkları polis şiddetiyle bastırdığımızı kimse izleyemesin.

İşin özeti tüm siyasi rakiplerimizi tutuklayalım, gazetecileri, halkı korkutalım sonra da seçim kazandığımızda “Türkiye demokratik bir hukuk devletidir” diyelim.

İktidarın daha doğrusu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın düşünce yapısının yukarıda yazdığım gibi olduğunu düşünüyorum ancak bir şeyi aklım almıyor.

Rakipleri tarafından yargı yolu kullanılarak engellendiğini söyleyen, “Bir şiir okudum diye mahkum edildim” diyen bir siyasetçi aynı mağduriyeti en büyük rakibine nasıl yaşatır? Nitekim bu saatten sonra bu halk desteğiyle, bu haksızlıklar karşısında Ekrem İmamoğlu’nun bir gün Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olacağı kesinleşti.

Erdoğan en büyük rakibini ekarte etmek isterken böyle bir hata nasıl yaptı?

Ekrem İmamoğlu’nun bir an evvel dışarı çıkması gerekiyor. Ümit Özdağ’ın da öyle.

Ama diyelim ki seçime kadar özellikle İmamoğlu’nu içerde tutmayı planlıyorlar. O durumda Erdoğan’ın karşısına kim aday çıkarsa çıksın seçimi vekaleten silip süpürecek daha sonra da Ekrem Bey’e koltuğu devredecektir.

Buradan Erdoğan’ın zafer çıkarması mümkün değil.

Önceki ve Sonraki Yazılar
İlker Yıldız Arşivi